SEYAHAT

Lviv, Ukrayna Yolculuğu 2.Gün

Tarafından yazılmıştır ihaydin

Evet, saat 10:00 artık Lviv’de 2.güne başlama vakti geldi. Hazırlandıktan sonra çantalarımızı topladık ve görevli hanıma (Cem Yılmaz misali, bunlar burada kalsın biz dönüşte alalım.) şehirde gezdikten sonra alabilir miyiz? diye sorduk. Sıkıntı olmayacağını söyledikten sonra çantalarımızı bırakarak 2.güne başladık sayılır. Etrafımı inceleye inceleye ilerlerken bir yandan da binaların fotoğrafını çekiyorum. Herhalde mimarileri hoşuma gitmişti. Kahvaltı yapmadan çıktığımız için  ve saatin ilerleyişinden dolayı acıkmaya başladık. Kahvaltıyı nerede yapacağımızı düşünmeye başladık ve kararımızı verdik ve vareniki adında hamur işi yiyelim dedik. Restoranı bulduk ve hemen içeri girip bir menü alarak tavuk çorbası ve peynirli vareniki istedim. Artık kahvaltımı desem öğlen yemeğimi desem bilmiyorum ama kısacası siparişimizi beklemeye başladık ve ardından gelen siparişimde ilk önce yemekleri incelemeye başladım. tavuk çorbasını tarih edecek olursam, içinde tel şehriye ve küp küp doğranmış tavuklar vardı ve benim hoşuma giden şey çorbanın yoğun olmayışıydı. Nasıl desem, sadece içinde tavuğun aromasını almış su vardı çorbanın dibi gözüküyordu. Vareniki ise yarım ay şeklinde ve  bizdeki mantı gibi içinde çeşitli malzemeler bulunuyor. Varenikiyi tattığımda gerçekten çok hoş bir tadı vardı çok güzeldi. Artık kahvaltımızı da yaptıktan sonra gezintiye başladık. Öğlen saatleri geldiği ve günlerden pazar olması  şehri hareketlendirdi. Çoğunluk kiliselere akın ediyordu ve 7 den 70 e yaşlı nineler, abiler, ablalar, gençler. (özellikler kızlar) Kiliseye giden genç erkek sayısı çok azdı. Onlar bizim Sultan Ahmet’imizi ziyaret ederken, bizimde  onların kiliselerini ziyaret etmemek olmaz. İçeri girdik ve gerçekten çok kalabalıktı. Yerde diz çöken insanlar mı desem önlerindeki masaya başını koyup gözleri dolan insanlar mı desem bilemiyorum, hepsi oradaydı. İçimden geçirdim vay be! Dinlerine ne kadar da bağlı insanlar ama… ama işte. Papaz da dua ederek insanların ağzına bir şey koyuyordu. Papaz yaklaşmaya başlayınca biraz irkildim çünkü halen daha koymaya devam ediyordu. Bir an içimden ‘ya bana da koyarsa’ dedim 
ve hemen dışarı çıktım. Arkadaşıma sordum ve herkese koymuyormuş. Koyduğu şeyin ne olduğunu sorduğumda yanlış hatırlamıyorsam şaraba banılmış ekmekmiş. Şarap Hz. İsa nın kanı ekmek te başka bir şeymiş.

Buradan da çıktıktan sonra dolaşmaya tekrar başladık ve yardım toplayan kızları gördük halen oradaydılar. Gezmeye devam ederken ilerde 20-30 kişilik bi grup vardı ve gidip baktığımızda restoranın önünde tezgah kurup 3 kişi yemek yaparak yarışma yapıyorlardı. Bir başka tarafta  ise kitap satan dayı ile kızı vardı, kitapların yanı sıra putine benzetilen değişik resimler ve putinin resmi bulunan tuvalet kağıtları vardı. Putin i hiç sevmiyorlar. Genç arkadaş kitap satmak istedi ama bunlar kiril alfabesiyle  yazılmış be ablacım nasıl okuyayım . Oradan da ayrıldıktan sonra zaman geçmeye devam ediyordu ve bir kafeye gidelim dedik. kafenin şirin bi yer olması hoşuma gitti. Birşeyler atıştırdık ve wifi kullanmak için orada biraz zaman  geçirdik. Daha sonra telefon hattı almamız gerekiyordu ve Lifecell (Turkcell in Ukrayna daki işbirliği) aldık. Sizce fiyatı ne kadar? Durun söyliyeyim, tam 7 TL ve içeriği ise Lifecell’e sınırsız konuşma, her yöne 100dk ve 2GB internet.  Hattımızı aldık ve biraz daha dolaştıktan sonra kafenin karşısında bulunan şapel’e geldik. Bu şapel’in inşaatına 1609 yıllarında başlanmış, yapımı 7 yıl sürmüş ve Boim ailesi için inşa edilmiş. Boim şapel Blessed Meryem ve katedrali  yakınlarında bulunan ve Lviv’de rönesans’ın değerli bir anıtıdır. Şapel den ayrıldıktan sonra gezmeye devam ettik. Etrafta dolaşırken defalarca önünden geçtiğimiz başka bir kilisenin önündeki kalabalığı fark ettim ve buraya girelim  dedik. Burada ise düğün varmış ve aynı zamanda bebekleri vaftiz ediyorlardı. Gezmeye devam ettik ve meydan da bulunan opera binasına geldik. Opera binası 1901 yılında inşa edilmiş. Neo-Rönesans tarzında inşa edilmiş avrupanın en güzel tiyatrolarından biriymiş. Zygmunt tarafından 20.yy başında Paris ve Viyana operalarına kıyasla tasarlanmıştır. Binanın önünde bulunan heykeller, insan hayatının geçiciliğini aksine onun sonsuzluğunu hissettirmekteymiş.

Buradan da  ayrıldıktan sonra 10 grivnaya aldığımız bilet ile Town Hall belediye binasında buluna kuleye çıktık ve çıkarken çıkarken çok fazla merdiven var. 1851 yılında tadilat gören belediye gözlem kulesi bu tarihten itibaren ziyarete açılmıştır. Bu kulenin yerden yüksekliği 65 metre ve yaklaşık 410 basamak var. Bu bina tarihi olduğu için UNESCO tarafından da korunmaktadır. Sırada Lviv’in meşhur kahvecisi Coffee Manufacture var. Şehrin merkezi olan Rynok meydanında bulunuyor.  Kahveler burada kavrulup, çekiliyor. İçeriye girdiğimizde burnumuza harika kahve kokuları geliyor. Biraz daha ilerledikten sonra ileride kafe tarzı bir mekan var ve her çeşit kahve mevcut. Oturduk ve birkaç bir şeyler atıştırdık. Sıradaki mekanımız çikolata fabrikası. Çikolata fabrikasına geldikten sonra içeriye girdik ve etrafımızı harika çikolata kokuları sardı, gerçekten harika bir yer. Burada insanlar, kışın sıcak çikolata içemeden gitmezlermiş. İçeride çok güzel ürünler vardı ve ilgimi çekenler ise çikolatadan yapılmış ayakkabı ve maketlerdi. Konu çikolata olunca çıkasım hiç gelmedi. Buradan ayrıldıktan sonra belediye binası önünde biraz dinlendik ve tekrar acıkmaya başladık. Ve sırada Kryjivka var. Burası Lviv’in en ünlü kafelerinden biri. Kafe yer altında bulunuyor. Girmek isterseniz parolası olan Slava Ukraine (Yaşasın Ukrayna) demek zorundasınız. Kalabalık sıra vardı ve bizde bu sıraya girdik. Sıra bize geldiğinde parolayı söyledik ve içeriye girdik. İçerisi karanlıktı, duvarda duran sarı ışıklar biraz aydınlatıyordu ve duvarlarda savaş figürleri vardı. Burada da akşam yemeğimizi yedikten sonra sıra çıkışa geldi. Buradan çıkmak buraya girmekten daha zor vallahi bir türlü bitmek bilmeyen bir yol. Tam çıktık derken bizi citroen reklamlarındaki gibi arabadan robot karşıladı.
Buradan da ayrılarak hostelden çantalarımızı almak için yolumuza devam ettik. Çantalarımızı da aldıktan sonra 20-25 dk sonra tren garına geldik. Gar çok kalabalıktı iğne atsak yere düşmezdi. Hareket saati yaklaştı ve trene bindik açıkçası ilk defa yatağı olan trene binerken nasıl bir ortamın beni karşılayacağını merak ediyordum. Tren de bayağı eskiydi zor dönebileceğimiz 4 adet altlı üstlü yataklar vardı. Üst taraflarda korumalık yoktu, tren ani kalkış veya duruş yaptığında aşağı düşmemek imkansız değil. Aşağıya düşmediğimiz için zaten tren 12 saat yol aldı . Ne kadar rahat olduğunu, eğer sizde bu şekilde yataklı trenle yolculuk ederseniz siz karar verin. Artık Lviv macerasının sonuna geldik, sıradaki rotamız Kiev. Orada görüşmek dileğiyle hoşça kalın 

Yazar hakkında

ihaydin

Yorum Yap