SEYAHAT

Kiev, Ukrayna Yolculuğu

Tarafından yazılmıştır ihaydin

Ukrayna’daki 3. Kiev’de ise 1.günümüze başladık. Yaklaşık 12 saatlik tren yolculuğundan sonra saat 10.30 civarında trenden indik. Yatağı bulunan trende yolculuk etmek nasıldı diye soracak olursanız, o kadar da kötü değildi. Üzerimizde gezintinin yorgunluğu olduğu için gece saat 12 lerde uykuya daldığımda rahat bi uyku geçirdim diyebilirim.   Metroya binmemiz için jeton almamız gerekiyordu ve metro istasyonunda bulunan gişelerden jeton aldık. Bu jetonlar plastikten di. 4 grivna olan tek binişlik jetonlardan aldık ve metroya binerek Olimpiski meydanına geldik. Bu meydan kalacağımız hostele yakındı ve hostele doğru yöneldik. Kiev’e şöyle bir bakacak olursak, tabi ki Lviv’den daha modern ve artık lüks  araçları burada fazlasıyla görebiliriz. Şöyle güzel bir yanı ise ayağını cadde ve sokağa koyduğun anda araçlar seni bekliyor ve yayalara saygı üst seviyede. Ayrıca cadde veya sokaktan araç geçmediği anda bile eğer yayalar için kırmızı  ışık yandığında yol boş diye geçen insanların sayısı yok denecek kadar az. Ben dalgınlıkla geçiyordum o ayrı . Burada pek fazla eski bina görmek Lviv’den daha az. Şehir merkezinde devasa gökdelenlere burada yer yok. Güneşin verdiği  sıcaklıkla geniş ve sessiz Kiev sokaklarında dolaşmaya başladık. Hostel check-ini yine saat 1 de olduğu için hemen gidemeyecektik fakat bizde gidip çantaları bırakalım dedik ana öncesinde yemek yemeliydik. Merkez Lviv’deki ne göre daha  büyük olduğu için bir yer arama telaşına düşmeden önümüze çıkan Mc.Donalds’a girdik buradaki Mc. ortamı daha güzeldi. çalışanları bile çok iyi. Muhteşem ucuz bir menü alarak yemeğimizi yedik yine fırsattan istifade telefonları  tekrar şarj ettik. Artık buradan ayrılarak hostele gittik saat 1 i geçmişti ve check-in yaptık. Sonra tekrar dışarıya çıkarak dolaşmaya başladık.

İlk hedefimiz Kiev meydanıydı. Bu meydanına adı Özgrülük meydanı. Burası 10.yüz yıla kadar ormaklık  alanmış. Ukrayna’nın SSCB’den ayrılmaı için yapılan gösteriler bu meydanda yapılmış. Seçim sonlarında protestolar burada yapılıyormuş. Taksim diyebiliriz. Meydanın ortasında şehrin kurucusunun heykeli bulunuyor. Bu meydana geldiğimizde  bile yeşilin eksik olmadığını görüyoruz ve Kiev yeşilin ve ağacın başkenti olarak adlandırlıyormuş. Ağaç kesmenin yasak olduğu Kiev’de bolca park ve ormanlık alan görebilirsiniz. Bu meydanda bir anıt var ve bu anıtın bulunduğu  noktadan dünyadaki başkentlere olan uzaklığı yazıyor.Bu meydanda biraz daha dolandıktan sonra Michael Altın Kubbeli Kilise nin bulunduğu meydana gitmeye başadık. Buraya giderken biraz yorucu olacak bir yokuştan çıktık. Havanında  güneşli olması bizi bi hayli yordu ve nihayet gelmiş olduk.

Burası Bohdan Khmelnytsky Heykeli’nin bulunduğu meydandı. Meydana gelir gelmez meydanda yapılan etkinlikler hemen gözüme çarpı, burada her gün neredeyse etkinlik oluyormuş ve bizim kısmetimizde ise rengarenk boyanmış yumurtalardı.

Bu meydanı da ziyaret ettikten sonra Michael Altın Kubbeli Kilise’ye doğru ilerledik. Buraya giderken de uzun bir yol yürüdük ama yorucu değildi çünkü gideceğimiz yol düzdü.  Yaklaşmaya başlayınca karşımıza yemyeşil güzel mi güzel parklar çıkıyor. İnsanların vakit geçirebileceği bu parklar gerçekten çok harika. Nihayet buraya da geldik. Kilisenin etrafını dolandık ve giriş kapısını bulduk, içeriye girdik. İçerisi ağır ahşap kokuyordu.

Duvarların her yerinde  tablolar vardı ve bu tablolar sapsarıydı. Aynı zamanda adından da anlaşılacağı gibi kubbeleri de altındandı. Sanırım tablolarda altın, bilemiyorum. Arkadaşıma gerçektende altın mı diye sorduğumda ‘evet’ dedi, vallahi bilemedim. :OBurası diğer kiliseler gibi değilde bir parkın içinde bulunuyordu. Bizde fırsattan istifade bu parklarda oturarak biraz dinlenelim dedik. Buradaki ortam o kadar sessizdi ki insanlar burada gelip kitap okuyordu. Zamanımızın bir kısmını  da burada geçirdikten sonra tekrar yola koyulduk. Sıradaki yerimiz ise Andriyivsky kilisesiydi. Burada ise çıktığımız yokuşu inecektik ve pekte yorulmayacağımız için çok mutlu olmuştum . Micheal kilisesinden çıkarken hemen karşıda  beyaz bir bina vardı ve bu binanın önünde resmi plakalı araçlar vardı.  Bu bina Ukrayna Dış İşleri Bakanlığıydı. Buradan ilerlerken fazla geniş olmayan bir sokak boyunca inmeye başladık ve 2 3 katlı binalar vardı. Bu binaların altında  küçük dükkanlar ve hediyelik eşya satan ufak mağazalar vardı. Bu kilise sanırım tadilattaydı. Bu kilisenin tepede olması daha ayrı bir güzel duruyordu. Burası 1747–1754 yılları arasında mimar Bartolomeo Rastrelli tarafından yapılmış.  Burayı da gezdikten sonra aşağı doğru indiğimiz için Dinyeper nehrine geldik ama cadde caddenin diğer tarafında kaldığımız için o tarafa gitmedik. Şimdi ise bizi yorucu bir yol bekliyordu. Hostele gidecektik ve bayağı bir yol katederek  metroya geldik. Metro ile Olimpiski meydanına geldik ve biraz turlayalım öyle hostele gidelim dedik. Caddeyi turlarken köşe başına geldiğimizde sağa sola bakıyordum ve birde ne göreyim, tan karşımda Dinamo Kiev’in stadı. Arkadaşıma  hadi gel oraya gidelim dedim ve stadyumun yanına geldik girişin ne tarafında olduğunu bulamadık. Yorgun olduğumuz için kendimizi daha fazla yormaya gerek yok diye düşündük ve hostele gittik. Hostelde de biraz dinlenip uyuduktan sonra  aksam saatlerinde kalktık ve hazırlanıp akşam yemeğini yemek için dışarı çıktık. Bize yakın olduğu yine için Mc.Donalds’a gittik. Ardından Kiev’in en ünlü ve işlek caddesi olan Khreshchatyk Caddesi’ne gittik burası 1,2 km uzunluğunda.  Bu cadde hafta sonları ve tatil günlerinde trafiğe kapatılıyor, sadece yayaların kullanımına bırakılıyor. Bizim Kiev’de bulunduğumuz gün hafta içi olduğu için malesef trafiğe açıktı. Yine zaman geçti ve artık hostele geri döndük.  Artık derin bi uykunun ardından güzel bir 2.gün bizi bekliyordu.

Ukrayna’da 4 Kiev’de ise 2.güne başlamış bulunuyoruz ve bugünkü planımız Lavra ve MotherMotherLand’ı ziyarete gideceğiz. Aynı şekilde çantalarımızı Kiev’de hostelde bırakarak güne başlıyoruz. Güzel bir kahvaltı yapalım dedik ve mekan aramaya başladık. Neyse ki bir restoranın önüne geldik ve menü listesinde lentil soup u görünce aha dedik Türk restoranı. İçeri girdik ve klasik Türk yemeklerinden yedik. Yemekler fena değildi ama diğerlerine göre pahalıydı. Eee ne demişler, ‘hemşeri hemşeriyi gurbette..’ Arsenalna Metrosun’da inerek Halk Kardeşliği anıtının bulunduğu yere geldik.  Anıtın bulunduğu yere giderken uzun bir yoldan geçtik ve geçtiğim yerde bol yeşilli bir parktı.

Anıta geldiğimizde bizi Dinyeper nehri karşıladı. Manzarası muazzamdı.  İleride Lavra vardı ve oraya  gidelim dedik. Lavra, kiliselerden oluşan bir kompleksmiş. Bayağı büyük olan bu yerde yaklaşık 18 tane kilise var ve 6 sı yer altında. Ortodokslar buraya gelerek hacı oluyorlarmış. Lavra UNESCO  dünya mirası listesinde yer alıyor.  Sırada Mother MotherLand var. Bu yere giderken ilk önce her zamanki gibi büyük bir parktan geçtik ve karşımıza geniş bir arazi geldi. Burası savaş müzesi olarak geçiyor Buraya girişte ‘Kahramanlar ölmez, sonsuza kadar yaşar’ yazıyor.  Alana ilerlerken silah, savaş araçları ve füzeleri görüyoruz ve burayı müze haline getirmişler. 10girivna ile buraya giriş yaptık. Savaş  aletlerine baktık ve gerçekten savaş çok kötü bir şey, içim cız etti. Mother MotherLand’ın bulunduğu alana geldiğimizde ise asker heykelleri vardı. Burası beni en çok etkileyen yerlerden biriydi. Mother MotherLand’a da öylece bakıp incelikten sonra artık ayrılma vakti gelmişti. Arsenalna metrosuna doğru ilerlemeye başladık. Artık gezeceğimiz yer yoktu ve Mouse House adında bir kafe tarzında bir nargileciye gittik, zamanımızın çoğunu da burada harcadıktan sonra hostele doğru gitmeye karar verdik ama öncesinde akşam yemeği için suşi yiyecektik. Kiev’deki en ünlü suşi mekanına geldik.  Her zamanki gibi düşük bütçeli hesabımızı da ödedikten sonra ayrılma vakti geldi. Hostele gittik çantalarımızı aldık ve tren garına doğru ilerlemeye başladık. Gar’a geldiğimizde pek kalabalık yoktu,  hareket saatini bekledik ve vagonu bularak trene bindik. Açıkçası Kiev’den ayrılmayı hiç istemedim çok üzüldüm.  Trende bulunduğumuz bölümde ben, arkadaşım, bizim yaşımızda bir arkadaş ve yaşlı bir  dede vardı. Dede Ukraynaca ve Ruşça bildiği için pek anlaşamıyorduk ama diğer arkadaş İngilizce bildiği için dedeyle keyifli sohbetimizin ardından uykumuz geldi. Kiev’deki 2.günümüzü de sonlandırmış olduk. Ukrayna’da son gün için Karkiv’de görüşmek üzere hoşça kalın.

Yazar hakkında

ihaydin

Yorum Yap